Friday, May 16 2008
Ana Sayfa arrow Linkler arrow ESKİ İRAN ' DA KOZMETİK
Ana Menü
Ana Sayfa
Tüm İçerikler
Estetik
Parfüm
Cilt Bakımı
Vücut Bakımı
Saç Bakımı
Makyaj
Moda
Sağlık
Sektörel
Röportaj
Cinsellik
Linkler
Astroloji
Eğlence
İletişim İçin
Arama Yap
VeKozmetik Mağaza
Forum
Muhabbet
Oturum Açma Formu
Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yok mu? Bir tane oluşturun

Mesaj Kutusu
3 tane yeni mesajın var.
En Son İçerik
NTVMSNBC
Kültür Sanat
6 yeni film gösterime girdi
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali sona erdi
Yaşam
Kaliforniya’da eşcinsel evliliklerin yolu açıldı
T.Blair ile eşinin aşkı otobüste başlamış
Sağlık
Göz testiyle otizme erken tanı
Neden bazıları şekerli gıdalara fazla düşkün?
Hava
Yurtta hava durumu
Karayollarında durum

 
Google
ESKİ İRAN ' DA KOZMETİK Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 

ESKİ  İRAN ' DA KOZMETİK

Kozmetikler hakındaki  tarihsel kaynaklar İ.Ö 10.000 yılına  kadar uzanır. İ.Ö 3000 yıllarında ise Mezopotamya ve Mısır metinleri bu  konuda bize geniş bilgi verir.Bu eski insanların hem  erkek hem  kadın  olmak üzere, saçları uzun veya  kısamıydı,  mücevher takıyorlar mıydı, ciltlerine makyaj  yaparlar mıydı,  kullandıkları  boyalar  ne  tür  renklerdeydi. Erkekler etek  giyerken  problem  yaşıyorlar mıydı,  ve  stillerinde  yine de  cinsiyet ve statü  farklarına  nasıl  vurgu  yapmaktaydılar.


Bu  dönem  kültürlerinde Vücut, serbestçe kullanıldı, ve sexuality, çoğunlukla tanrılardan bir hediye olarak algılandı..Ancak  yine de  çıplaklığın  bir  soru  olduğu  zamanlar da  vardı. Özellikle,  yüksek  tabakadaki  bir kadının  vücudunu  açığa  çıkarma  biçimi  ve  düzeyi  alt  tabakadaki bir kadınınkiyle  aynı  olamazdı. Kokular,  boyalar, ve merhemler cildi  temizlemek  ve vücut  kokusunu  maskelemek için kullanılırdı. Boyalar ve doğal boyama teknikleri, çoğunlukla  tören  için ve  dinsel  nedenlere  dayanırdı.


İranlılar dahil  olmak üzere o çağların zengin  insanları yüzlerine  minarel maskları  ve banyolarına temel bitki  esansları  kullanırdı. Ancak Aromaterapi en  geniş  kapsamda Çin  uygarlığında  kullanılmıştır. İ.Ö 2.700'in dolaylarında eski Çin  tıbbına  ait  bir  kitap üç yüz farklı  kokulu  otun üzerinde  koku  karışımlarının  formüllerini  içeriyordu. Hindistan da ise ilaç ve tedavi, Ayurveda olarak  bilinen ve  Aromaterapiyi de  kullanan  bir yöntemi kapsamaktaydı. 


İlkel  anlamda  güzel  kokular büyük  olasılıkla,  tütsü yakmak amacıyla  reçinenin  yakılmasıyla  başladı.  Sonunda  şatafatlı  bitki  kokularıyla,  hayvan ve sebze yağları  karıştırılarak yeni elde edilen karşımlar  vücut  üstünde  denenmeye başlandı. İ.Ö 7000-4000 yılları arasında, cilalı taş devrine ait zamanlarda, zeytinyağı ve susam  yağının  güzel kokulu  bitkilerle  karıştırılarak  özel  merhemler  yapıldı. İ.Ö 2700' de  güzel kokulu  otlar,  boyalar parfümler,  tütsülerin  kullanılmaktaydı.  Mısır  papiruslarında  ise merhemleri  güzel kokulu reçineden yapıldığı  ve tedavi amaçlı  kullanıldığı anlatılır.

      

Sümerlerin  Gılgamış destanında ise tütsülerin  olarak sedir ve sakızdan yapıldığını bahsedilir.  Yine  Mezapotamya'da  buluna  bir  tablet, sakız, servi  ve sedir ithal etmek için için   ithal  prosedürlerini yazar.  Başka  bir  tablete de  koku  merhemleri için  tariflere  yer verir.

       

Eski  Mısırda ise kokular,  aynı  zamanda  mumyalamada  kullanılmaktaydı. Kral  Tutankhameni'nin mumyası ilk defa  açıldığında bile içinden zayıf  bir koku hissedilebilmekteydi. Mısır duvar  resimlerinde,  Mısırların  merhem  kullandıklarına ilişkin  figürler  var.  Tapınak ve saraylarda  dansçıların  saç ve  vücutlarında;  müzisyenlerin ise başlarında, dudaklarında  ve mahrem  yerlerinde  kullandıkları  görülmekte.  Kınayı  tırnaklarda, sürmeyle de  kaşlarını  gözlerini  çizmekteydiler.  Oksitlenmiş  bakır, aşıboyası, kül, malakit, gibi  malzemeler yine Mısırlılar tarafından  kullanılmaktaydı. Siyah ve yeşil  farlar  Mısırlıların  en çok  tercih  ettiği  renklerdi.


Mücevherlerde ise  olukça estetik olarak  tasarlandı. Afrika'nın hakim  insanı, çölün  sıcak ve  tozuna karşı cilt  koruyucusu  olarak, bitkilerden elde  ettikleri güzel  kokulu  yağlar  kullanmaktaydılar.  Atletlerin  yarışmadan  önce ve sonra güzel kokulu  yağları  vücutlarına sürdükleri Akdeniz'de ise, lavanta, zambak, sakız, kekik, mercanköşk, papatya, nane, biberiye, sedir, gül, sarısabır, ve de  parfümlerin  temel bazyağı  olarak  kullanılan zeytinyağı,  susam yağı,  badem yağı kullanılmaktaydı. Fakat  Akdeniz'de  kullanılan  tüm  karşım  yağlarının  hemen  hepsinde kullanılan  ortak  yağ zeytinyağıydı. Zeytin Akdeniz  havzası  ülkeleri  başta  olmak  üzere,  İran ve   Suriye'de yetişen bir  bitkiydi. O bilinen  en  yaşlı  ağaçlardan  biridir.  Zeytin yağıyla ilgili  pek  kaynak  roma ev eski  yunan  tarihlerinde  geçer.


Kına  ise  bitkilerden  yapılırdı ve diğer    renkleri olsun diye  siyah ineklerin   kanı  kullanılmaktaydı. Kına saçı  boyamak için  kullanılırdı. Kalın saç  ideal olandı  ve  çoğu  defa da  daha gör görünmesi  için  peruk kullanılırdı.


Yüzle ilgili  maskları  oldukça  ilginçtir.  Mask olarak cilt  için  hazırlanmış boyaya öğütülmüş karınca  yumurtalarını  katmak  popülerdi.. Yine Mısırlılar da çamur  banyoları için, timsah  dışkısı, arpayla  karıştırıla  oje, tereyağı ve koyun yağı  kullanılırdı,  Bu  karışım  sivilceleri  gidermek içinde  tercih  edilirdi.Mısırlıların kullandığı  bütün  bu materyaller  dışarıya  satılarak  Akdeniz  havsazında  yaygın bir  hale  gelmişti. Bu  güzel  kokulu malların ticareti İ.Ö.1700  yıllarından  öncesine  kadar dayanıyordu. Elbetteki  Mısır ile  Akedin  arasında bu ticaret  yoları   tek  değildi,  Hindistan da  Avrupa'ya kadar uzanan ipek  yolu  ticaret  yolu,  güzel  kokulu  maddelerin  ticaretine de hizmet  etmekteydi  Uzakdoğu ile  Avrupa arasında bu ticaret ilk maddesi  zencefildi. Bu  yolun  tüccarları  zamanla  zencefile ek olarak,  biber, tarçın, sandal ağacı, ve benzeri  güzel kokulu  baharatlar taşımaktaydılar. Ancak zamanla  talepler artığından  taşınan  malların  çeşitliliği  iyice artmış, nergis, safran,mastika, meşe  yosunu, kakule, küçükhindistan cevizi, vb. Zenginlerin  iyi kumaşa ve  mücevhere olan merakı  bu  ticaret  yolunda pahalı  kumaş ve  mücevher ticaretinin  yapılmasına neden olmaktaydı.  O tarihlerin kral  ve  kraliçeleri  kendilerini tanrı ve tanrıçalara  özdeşleştirmeleri nedeniyle,  giyim  ve kuşamda  en  şatafatlı  ve pahalı şeylere yönelmekteydiler. Muhteşem  taç  ve mücevher  örnekleri  günümüze  kadar kalmıştır.


İranlılar ise bu sahneye  biraz geç  girdiler. İ.Ö. 500  yıllarından itibaren bu  kültür  alışverişinden etkilenen İranlılar, Asurlalar, Babililler ve Mısırlılardan etkilendiler.  Ancak  yine de İranlılardan  kalan  heykel  ve diğer  arkeolojik  kalıntılar, ve özellikle Londra da bulunan Arkeoloji Müzesindeki  Ouxus  hazinesi, giyim, ve  mücevherat stilleri  üzerine önemli bir  örnektir. O  dönemde İranlılar popüler  pek  çok  malı ithal ederken, yine kontrol  edebildikleri  ipek yolu ticaret  yolu  sayesinde, pek  çok  merhem ve  kozmetik malzemesi de  alarak  kullanabiliyorlardı. Giysilerinde pamuk, yün  ve ipek  en  çok  tercih ettikleri arasındaydı. 


Günümüzle  karşılaştırılırsa  giysileri,  dikişleri  kabaydı ve  terzilerin  kaba  dikiş  teknikleri yüzünden   istedikleri  zerafeti  gerçekleştiremedikleri  giysiler hacimliydi. Giyimde, düğmeler ve toklar  büyükçe  kullanıldı. Ayak   giyiminde ise  erkek ve kadın arasında pek  de  stil  ayrımının oldu  söylenemez. Genellikle  sandalet türü, ve derinin  ayak  bileğini  sardığı  şekliyle  kullanılan  sandaletler  vardı. Açık havada  giymek için de yumuşak  deriden  yapılmış  terlikler kullanılırdı. Hayvansal kürk ve deri bolca  kullanılırdı, İran'da  kadınların ev  hal diktiği ve dokuduğu  giyim kuşamlar,  daha sonra  Yunalılar ile yaptıkları   savaşlar sırasında  bu  fetihlerde gördükleri  yunan giyim ve kuşamından da  etkilendiler. Ama  aynı zamanda  etkilediler. Ve  bu dönemde  Avrupa  kıtasının  hemen  her  yerinde  İran  giyim stili  damgasını  vurmuştur. Her ne kadar o  dönemin moda ve  stillerinin merkezi  roma ve özellikle  Parthian kenti ise de, İran'ın  bu alana  etkisi  Orta Asya  kadar  kadar yayılmıştı.


Türkmenistan'da  Aşkabad yakınlarında İran'a  ait   Mücevherler,  altından  yapılma,  kıymetli  taşlar  kullanılmıştı. Sasani döneminde ise mücevherat sanatının  daha da  parladığı  zamanlardı. (Washington DC'da New York'ta metropolit ve Arthur Sackler, iyi örneklerdir). Yine Avrupa'daki  büyük müzelerde yüzlercesi,  Rusya'da Petersburg daki  müzede duran  eşyalar, onların yeteneği ve yaratıcılığının  bir ifadesidir. Üst  sınıflar bu  ihtişama  uğruna  harcadıkları  paralarla  inanılmaz  bir zevk  anlayışı  getirdiler. Özelikle  halılar ve kilimlerde, hayvanlar, ağaçlar ve bahçe  dizaynında  getirdikleri düzen  anlayışı  dikkate  değerdi.


Elbetteki  giyim  kuşamlarında  zerafet, saç ve sakal  biçimlerine  yansımaktaydı.  Sakallar ve saç, erkek ve kadınlar için modaya  uygun  olması  önemliydi.  Uzun saç  erkek ve kadınlar için  normal olandı. Yine  küçük  bir  bilgi olarak da Sasani  kadınlarının  kozmetikte neyi ve nerde kullanacaklarını iyi bildiklerini de biliyoruz. Burada  ilginç olan  Roma  kaynaklarına  baktığımızda,  neredeyse  Roma  kadınları ile  Pers  kadınlarının  hemen aynı  malzemeleri ve aynı biçimde  kullandıklarını  göstermektedir. Pudralar, tozlar, farlar kullanıldı, kaşlar  koyulaştırıldı, veya  uzunluğu bugünkü  İran kadınının kine benzetildi. Göz  kalemi için, isten yararlandılar.  Yine  safranı  kozmetikte de kullandılar.  Dudakları  kırmızıya  boyamak için aşıboyası  kullanılırdı.  Ve  yanaklara pembemsi bir görüntü  vermeye  çalışırlardı. Yüz için  hazırlanan besleyici  karışımlar, söğüt ve undan yapılan, ancak  gerekli  görülmesi  göre  lanolin de  kullanılarak  cilde  uygulanırdı. Pudralar ve  kokular  cömertçe  kullanılırdı. Gülsuyu  her  kadının  kullandığı  vazgeçilmez  bir kozmetik ürünüydü. Kozmetikte  kullanılan  teknikler  binlerce yıl  boyunca  ortaçağa  kadar hemen hemen  aynı  şekilde  uygulandı.


Ancak 9 yy da  İranlı bilim adamı Razi  tarafından  alkolün   keşfi, kozmetikte  büyük değişimleri de  beraberinde  getirdi. Alkolün  keşfinden  hemen  sonra ise İbn Sina damıtma  tekniğini  geliştirdi ve kozmetiği  kimya  bilimiyle tanıştıştırmış  oldu. Bu  ünlü bilim adamının  getirdiği  yenilikler, yüzyıllar  boyunca üniversitelerde  tıbbi  metin  olarak  okutuldu. İbn Sina, koku için bitki  yağlarını  kullandı.  O  yüz tane kadar kitap yazdı  ve  bu  kitaplardan  bir tanesi yalnızca Güle  ilişkindi.

      

Yakup al Kindi tarafından  yazılan Parfüm Kimyası  ve Damıtma (803-870) adlı kitapta ise, birçok  bitki yağı  tanımlanır ve Çin'den ithal  edilen  kafurla  ilgili  tarifler verilir.Yine Jabir ibn Hayyan ise damıtma ile ilgili bir kaynak  yazdı. Bu kaynaklardan o  dönem  İranlıların aromaterapiyi  yaygınca  kullandıklarını, kokulu  banyolarının  ise  meşhur  olduğunu anlıyoruz. En çok  kullandıkları  bitkiler arasında mercanköşk,  rezene, papatya, pelin, kekik, dereotu, sandaldı.


Ancak İranlıların  İslam'la  tanışmasıyla   en  genel  anlamda  kozmetiğin  kullanımı   bırakılmış,  kozmetikten  faydalananlar  halifeye  yakın  saray  kadınları  olmuştur. Özellikle  halifelerin  cariyelerine   yönelik ilgileri  ve  saray  içinde  cariyelerin  güzelliği belirgin  bir  durumdu.  Jaffar Barmakid  adlı  ünlü bir  İranlı bakanın kızıyla  Abbasi halifesinin  evliliği,  gelinin ihtişamını  göstermesi  açısından  tipik  bir  örnektir. Ancak  İslam'ın  getirdiği  kadın erkek  ayrımındaki  keskin çizgiye rağmen,  bazı  noktalarda  bu  ayrımın  olmaması  şaşırtıcıydı. Bunu  bazı  giyim  tarzlarında  görmek mümkündü. Özellikle  ipekten  yapılmış  ve  hem  erkeğin  hem de  kadının  giydiği geniş  entari  şeklindeki  giysiler  bu  döneme  ilişkin popüler  bir  giyim  tarzıydı. Parfüm İslam'ın  getirdiği  yasaklamalara  rağmen her zaman için popüler  bir   şeydi, ve gülden  elde  edilen  kokular yaygınca kullanıldı. Ama  en  ilginç  ve en pahalı  parfümlerden  bir  tanesi de ceylanların  kurutulan kanından elde  edilen Moshk parfümüydü. İslam'ın İranlıların  dini olmasında  sonra  çok  evliliğin  gelenek  olarak  yerleşmesi  ve  bir erkeğin hareminin oluşması sürecinde  kadınlar  arasında  kendini  erkeğe  beğendirme  biçimde  bir  rekabetin oluştuğunu bilmekteyiz. 

Haremdeki  kadınlar  arasındaki  rekabet,  gizliden gizliye  yeşeren   bir  güzellik  ve anlayışın  yayılmasına  neden olmuştur.


16 yy dan  kalma  bir  el yazmasında,  erotik  resimler  görülmekte  ve kadınlara  nasıl  kibarca davranılması  gerektiği  tavsiye edilmektedir.  Kadınların  aromaterapi 'yi bolca  kullanmalarını  ek  olarak vücuttaki kıllarını  aldırmak  için  biraz  acılı  bir  teknik  olan  ip kullandıklarını  biliyoruz. Özellikle  düğün  öncesi,  kadının  güzel  görünmesi  damadında  şık  görünmesi  son  derece  titizlikle  uygulanan bir  gelenekti. Düğünler    kadınlığa geçişin bir  resmen ifadesiydi aynı zamanda. Erkekler  açısından  ise süsleme  giysinin  kalitesinde  ve kullandıkları  kelepçeler ve küpeler  zamanla  modaya  uygun  hale  geldi.


Eski  İranlıların  banyo  kültürü  oldukça  gelişmiş  bir  durumdu. Özellikle  varlıklı  ailelerin  kendi  evlerinde hem  sıcak  hem de  soğuk banyo etme olanağı vardı  ve  sıcak  suyu  sıcak yeraltı  kaynak  sularından  getiriyorlardı.Mineral açısından zengin yeraltı  sularının  vücut  faydasını  bilen İranlılar, sık sık bu  yeraltı  sıcak  kaynak  sularında  banyo  yapmaktan  kendilerini  mahrum  bırakmıyorlardı. Elbette  banyolar İranlılar için  bir  keyifti aynı  zamanda. Masaj,  aromaterapi  ve  banyoya  eşlik eden  uygulamalardı.  O yüzden  banyolar  bir  hamam şeklini  aldı. Ve  zaman içinde  İranlıların bu banyo  keyfi, Roma  başta  olmak üzere Türkleri de  etkileyerek  dünyada  popüler  bir  hale  geldi. Bu  günkü  Türk  hamamları da  ilk  olarak İranlıların Banyo  biçimlerinden esinlenmiştir. Sabunun  İran banyolarına  girmesi  ise oldukça  geç  tarihlere  rastlar. Ve  yapılan  sabunlarda hayvansal yağlardan  yapılıyordu. Ancak sabunların  içine  güzel  kokulu  bitki  tozları da  konulmuştur. Özellikle Nilüfer  ağacının  yaprakları saç  yıkamada  kullanılan  sabunlarda  sıkça  kullanılan  bir şeydi.

      

Saç  stilleri uzun ve  örgülü  olurdu  genellikle. Kullanılan şapkalar  ise her zaman ortaktı. Sarılar  bu  anlamda  bir  adetti. Ve  her  erkeğin kullandığı  bir başlıktı. Klasik Pers  edebiyatında  o  dönemin  popüler görünüşü  hakkında  çok şey okuyabiliyoruz. Uzun  siyah  kıvırcık  saçlar,   badem  gözler, yüzde  kullanılan ben  şeklinde  dövmeler,  belirgin kaşlar.
       

İran'da kullanılan malzemeler çoğunlukla  Asya'dan ithal edilirdi.  İran kadının  peçeyle tanışmasından sonra, bu  durum  İran  kadınında çift  bir  kültür  bakışı  yarattı. Özel alanlarda  ve  toplantılarda  peçesiz davranabilen kadın, halka açık alanlarda peçeli  olurdu. Arzulanan peçe  rengi  ise siyahtı  ve  kadına peçenin   zorunlu  kuşam  olarak  sunulduğu dönem ise Safavi dönemindedir. Bu  dönemde alçakgönüllü  ve  faziletli  kadınlar  tamamen utangaç, sade ve renksiz bir giyim  sergilediler.  İran'da kökü eskilere  dayanan  güzellik  formüllerinin  dünyada  bilinmesi  ise  ancak  bu yüzyılın  başına  dayanır. Yüz  maskları, ve    dayanan özel  boyama  teknikleri, popüler  olmuştur  artık. Özellikle  bir dönem  Kuzey Amerika'ya  öç eden  İranlılar,  beraberlerinde  bu geleneksel  formülleri de  götürerek  İran kozmetiğini  Amerika kıtasını da  taşımış  oldular.


Kaynak:www.ekoses.com





Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Popüler İçerik
Kimler Online
Şu anda 440 misafir çevrimiçi
ALIŞVERİŞ
Anketler
Kozmetik ürünlerini internet üzerinden almak istermisiniz!
  
Destekleyenler
Estetik
Estetik
Ebim Bilişim
Estetik
Estetik
Deryasini

Umut Sümer
Çorlu Toki
İnci Gömlek
Sizin Siteniz.....

eXTReMe Tracker
Copyright 2004 - 2008 Vekozmetik.com All rights reserved.Mambo under the GNU/GPL License.